Şizofreni Dernekleri Federasyonu

21 Mayıs 2022' de buluşalım mı?

 



Mavi At Kafe Kültür ve Yaşam Ortamı 2009 yılında Ankara'da Beşevler'de açılmıştır. Şizofreni tedavisi gören bireylerin çalıştığı kafenin özel bir öyküsü vardır. Kafe özgürlük ve sorumluluk bağlamında bireylerin hayatına dokunmakta ve hayatlarını dönüştürmektedir. Aynı zamanda toplumda hastalık ile ilgili varolan önyargılarla,  ayrımcı tutumlarla mücadele etmektedir. Mavi At hep koşsun isteği ile etkinlikler gerçekleştirmektedir. 

Murat Gülbeyaz 'ı dinleyelim, Mavi At' a gidelim  ve eski dostlarla  özlem giderelim,  kafenin öyküsünü öğrenelim, kitap kokusunu duyalım, birlikte şarkılar söyleyelim diyorsanız  21 Mayıs Cumartesi gününe özel  sürpriz bir menü   hazırladığımızı bilmenizi isteriz. Etkinliğimiz için kafemaviat@gmail.com adresinden rezervasyon yaptırırsanız bu güzel  dinletide , anlamlı buluşmada yeriniz hazır olur. Katılım sınırlı sayıda olacaktır. Etkinlik kişi başı 25 TL' dir. 

Mavi At Kafe Kültür ve Yaşam Ortamı 

Mavi At Koşuyordu

 



                                                 Mavi at koşuyordu özgürlüğe doğru
Çay demliydi
Günaydın şekerli
Gazetelerde iyi haberler arıyorduk
Şarkıların nakaratı iyi ki vardı 
İyi insanlardık
Güçlü
Güzel ve dürüst
 
Sabahtı 
Mavi ata sarılıyorduk
Bitmişti karanlık günler
Ekmek tatlı
Peynir beyaz ötesi
Dayanışma şiirini yazıyorduk
Düşünceli mi düşünceli

Mavi At koşuyordu
Güzel günlere
İçimizde bahçeler yaratarak
Kitap düşleri gerçek oluyor
Şarkılar birlikte söyleniyor
Ressam Volga bir tişört daha imzalıyor

Sabahtı 
Fotoğraf dersi için hazırdık
Sabahtı
Bir bilinmez gün bekliyordu bizi
Cesurduk şimdi
Sevmek üzerine konuşuyorduk

Yasemin Şenyurt 

Emek, Emek ve Özgürlük / Aybike Kevser Örge






                                               

  Merhabalar, ben TOBB ETÜ Psikoloji bölümü öğrencisi Aybike. Heyecanla başladığım bu satırları, Şizofreni Dernekleri Federasyonunun toplumla bütünleşme projesi kapsamında faaliyet gösteren, Mavi At Kafe’de deneyimlediğim staj serüvenimi sizlerle paylaşmak amacıyla yazıyorum.

    21 Ocak Perşembe günü, hayatım boyunca unutamayacağım, hatta belki her hatırlayışımda gülümseyeceğim bir günün sabahıydı. Öyle ki, sabahında endişe ve korkuyla yürüdüğüm Mavi At Kafe yolundan, gün sonunda gülümseyerek dönmüştüm. Bana duygu karmaşasını yaşatan bu yol sayesinde, staj sürecim boyunca desteğini hep hissettiğim Yasemin Hanım ve dernek üyeleriyle tanıştım. O günden sonra birlikte çok güzel vakit geçirdik, paylaşımlarda bulunduk ve sonrasında  sunumlar yaptık. Çeşitli oyunlar ürettik ve oynadık, dil öğrendik, bulmacalar çözdük, kendi mandalalarımızı yarattık ve renklendirdik, şiirler okuduk, şarkılar dinledik, defterler tasarladık…

 

  Yaptığımız bunca etkinliği ve hatıralarımızı unutmamak amacıyla, Mavi At adını verdiğim defterime notlar alırken düşündüm ki boş bir defteri bile özel kılan değer verdiklerimizdir. Belki sevdiğimiz bir insan, bir öykü, bir kitap...Mavi At’ı özel kılan şey ise özgürlüğün sembolü olmasıydı. Böylesine değerli bir sembol neden defterlerin bir temsili olmasın düşüncesiyle Yasemin Hanıma giderek bu fikrimden bahsettim. Açıkçası bu fikri dile getirmek kolay olmadı çünkü deftere Mavi At dikmek (!) gibi çılgın bir düşünce, haliyle beraberinde endişe getirmişti. Ancak Yasemin Hanım o kadar samimi ve güvenilir bir şekilde yapalım dedi ki onun da inancıyla vakit kaybetmeden Mavi At defter tasarımına başladık.


 

 

        Öncelikle en temel ihtiyacımız olan mavi at resmini Volga abinin yardımıyla sağladık ve 4 defter ile başladık. Dikim aşamasında iğneyi ipten geçirmekte zorlandığımız, doğru noktayı bulamadığımız, ipi karmakarışık yaptığımız hatta bu yüzden söküp başa dönmek zorunda kaldığımız zamanlar oldu ancak her hatamızı birlikte fark ettik ve ortak çözümler bulduk. Mesela ipi iğneden nasıl geçireceğimizi birbirimize anlatarak ve deneyerek öğrendik, doğru noktaları bulmak için her noktaya numaralar vererek anlam kazandırdık, ipin karışmasının nedeninin ip olduğunu düşünerek kullandığımız ipi değiştirdik ve en sonunda dikim aşamasındaki zorlukların üstesinden birlikte geldik.


 

 

         Zamanla diktiğimiz defterleri süslemek için çeşitli yöntemler kullanarak renklendirdik. Yasemin Hanımın fikriyle kumaş, pamuk, düğme; Zübeyir abinin fikriyle pul; stajyer arkadaşım Cansu’nun fikriyle simli bant kullandık. Tabii bu aşamada sadece fikir sahiplerinin değil, diğer dernek üyelerinin de çok katkısı oldu. Örneğin, Yasemin Hanımın düğme fikri üzerine herkes evinde ne kadar düğme bulduysa getirdi ve en son bir kutu dolusu düğmemiz olmuştu. Başlangıcında oldukça zorlansak da 4 defter ile başladığımız Mavi At defter tasarımını 35 defter ile bitirdik. Bu zorlu süreçte pes etmeyip hayal gücü ile süsleyerek defterlere hayat veren ve emeği geçen stajyer arkadaşım Cansu’ya, Volga abiye, Yasemin Hanıma ve tüm dernek üyelerine sonsuz teşekkürler… 

                                 Aybike Kevser Örge 

Kültür ve Yaşam Ortamı Olarak Mavi At Kafe /Cansu Kaya

 




Merhaba, ben TOBB ETÜ Psikoloji bölümü öğrencilerinden Cansu. Birazdan okuyacağınız bu yazıyı sizinle Şizofreni Dernekleri Federasyonunun toplumla bütünleşme projesi olan Mavi At Kafe’deki deneyimlerimle ilgili paylaşımlarda bulunmak üzere kaleme aldım. Keyifli okumalar…

İlk staj deneyimimiz için Mavi At Kafeye giderken arkadaşlarımın kafasında ve tabii ki benim kafamda neler yapabileceğimize dair bir sürü soru işareti vardı. Tüm bu soru işaretleri stajımızın ilk günü Yasemin Hanımla ve dernekteki diğer üyelerle konuşunca bir anda netlik kazandı. İlgi alanlarımız doğrultusunda ne tarz aktivite ve etkinlikler yapacağımızı beraber şekillendirmeye çalıştık. Bana da bu yolda öncelikli olarak lisans hayatımda almış olduğum sanat tarihi dersleri yardımcı oldu. Sanat tarihi üzerine belirli konular hakkında sunum yapmanın iyi olabileceğini düşündük. Bunun için dernek üyeleriyle beraber onların merak ettiği konuların yer aldığı bir liste oluşturduk. Listede neler/ kimler yoktu ki: Sürrealizm, kübizm, soyut sanat, klasisizm, Rönesans ve Barok dönemleri, Joan Miró, Van Gogh, Kandinsky ve diğer akımlar/ sanatçılar/ dönemler… Merak edilenleri listelemek çok doğru bir hareket olmuştu çünkü sanatla alakalı sunumların herkesin ilgisini çekmeyebileceğine dair bazı endişelerim vardı, lakin bu endişelerim daha listeyi oluşturma aşamasında son buldu çünkü listeye baktığımda sanata ilgisi olmayanların haberdar olamayacağı sanatçıların ya da akımların yazıldığını görmüştüm. Sonra ilk haftadan itibaren bu konular hakkında paylaşımlarda bulunmaya başladık. Sunumları dinleyen herkesin ilgi, dikkat ve isteğini görmek hepimize çok iyi geliyordu. Elbette herkesin ilgisini çeken sunumlar değişkenlik gösterebiliyordu. Kimi fırça ile yüz hatlarının nasıl bu kadar gerçekçi aktarıldığına şaşırdığı için İnci Küpeli Kız’ı, kimi hayal gücünden etkilendiği Picasso’yu, kimi ise manzara resimleri ile kendi doğup büyüdüğü yer arasında kurduğu bağlantıdan ötürü John Constable’ın eserlerini daha ilgiyle dinliyor ve üzerine konuşuyordu. Söz konusu Dalí ve Kandinsky’nin eserleri olduğunda ise herkes muhakkak neler düşündüğünü söylüyordu, ne de olsa onların eserleri olanı olduğu gibi aktarmıyordu… Kandinsky’nin şekilleri ve renkleri nasıl kullandığı üzerine konuşmak güzeldi, Dalí ve eserleri üzerine konuşmak kadar olmasa bile… Salvador Dalí kesinlikle herkesin ayrı bir dikkatle dinlediği bir sanatçıydı. “Belleğin Azmi”ndeki tüm bileşenleri teker teker inceledikten sonra Dalí’nin daha az bilinen eserlerine geçmiştik, hatta onun kısa filmini izlemiş ve üzerine konuşmuştuk. Resimleri kadar bu kısa filmi de beğenmiştik, oldukça ilginçti. Sonrasında ise bizi René Magritte bekliyordu.

ceci n'est pas une pipe (bu bir pipo değildir)

diyordu Magritte. Peki ama bu bir pipo değilse neydi?! Bu soru için herkesin cevabını almıştık: Doğru cevap ise bu bir pipo değil, bir piponun resmidir olacaktı. Algılarımız ve imgeler üzerine konuşmak bizim için biraz kafa karıştırıcı olsa da günlük hayattan basit örneklerle konuyu biraz daha netleştirmeye çalıştıktan sonra Miró’nun neşe veren “Harlequin Karnavalı” bizi karşıladı. Sanıyorum ki sürrealist eserler arasında ne anlatıldığına dair yapılan tahminlerde doğru çıkma oranı en yüksek olan eser buydu. Tabii ki bu arada sunumları daha eğlenceli ve interaktif hale getirecek fikirler de aklımıza geliyordu. Şüphesiz ki bunların başında hemen herkesin her hafta büyük bir heyecanla beklediği “kahoot” geliyordu. Gittiğimiz günün sabahında muhakkak “Bugün kahoot yapacak mıyız?” sorusunu duyuyorduk, cevap ise “Tabii ki!”. Sunum konularına yönelik öğrendiklerimizi pekiştirmek adına çeşitli soruların yer aldığı minik testleri “kahoot” adlı site üzerinden bireysel ya da grup olarak yapıyor ve daima kazananı tebrik ediyorduk… Örneğin soyut sanat ve Van Gogh günlerindeki kazananlarımız Volga, Orçun ve Serkan Abi’yi tebrik ve tabii katılan diğer herkese de çok teşekkür ediyoruz…

        


           Söz konusu Rönesans olduğunda ise biraz mitoloji bilgisi iyi olabiliyordu. Botticelli’nin “Venüs’ün Doğuşu” ve “Primavera”sı üzerine konuşurken mitolojik karakterler hakkında bilgisi olanlar bizimle bilgilerini paylaşıyordu. Bazılarımız bu konuyla bir hayli ilgiliydik, tanrı(ça)lar hakkında güzel sohbetler ettik. Yavaş yavaş listenin sonlarına yaklaşırken Batı’daki sanat akımları üzerine yoğunlaştığımızı fark edip yönümüzü Asya’ya çevirdik. Bu sefer bizi Japon kültürü ve sanatından Kanagawa Açıklarında Büyük Dalga’nın yaratıcısı Katsushika Hokusai, günümüzde de oldukça popüler olan mangalar/ animeler ve ulusal bir telli çalgı olan “koto” karşılıyordu. “Naruto” ve “Death Note” gibi popüler mangaları inceliyor, kotonun rahatlatıcı tınısıyla huzur doluyorduk. Biraz bizim kültürümüzdeki kanuna benzediğini konuşuyorduk kotonun. Tabii ki yine ilgili olanlar için dinlediğimiz müziklerin linklerini birbirimizle paylaşıyorduk.

           Resim sanatının yanında mimari yapılarla ilgili de paylaşımlarımız oluyordu. Bunlar arasında ön plana çıkan ise şüphesiz Versay Sarayı idi. Görkemli mimari yapısı ve ihtişamlı peyzaj mimarisiyle bu saray, kimilerinin o an kısaca göz atabildiğimiz sarayın sanal turu için link istemesi kadar ilgi çekici bulunmuştu. Kimilerimiz ise Versay’ı İstanbul’daki saraylarla kıyaslamış, oradaki anılara minik bir ziyaret yapmıştık. Bunlara ek müzikle ilgili paylaşımlarda bulunduğumuz zamanlar da olmuştu. Konularımız ise jazz, blues ve ünlü kompozitörlerdi. Bazı teorisyenler “Blues” sözcüğünün anlamının köle yaşamında mavinin umutsuzluk ya da hüzün gibi duyguları çağrıştırdığından geldiğini söylüyordu. Oysa bu gerçekten mümkün müydü? Burada mavi; birlikte olma, saygı, dayanışma, güler yüz, iyi oluş, sevgi, yaşama sevinci ve güzel olan diğer her şeyle ilgiliydi… Renkler ve bize hissettirdikleri üzerine biraz konuştuktan sonra jazz ve blues türlerinin tarihi üzerinden kısaca geçmiştik. Bu bölümler daha az ilgi çekmişti belki ama sıra bu türlerin müziklerini dinlemeye gelince işler tabii ki baştan sona değişmişti. Bessie Smith, B. B. King, Jimi Hendrix, Eric Clapton, Ray Charles ve niceleri performanslarıyla eşlik etmişti bize. Sanıyorum ki en beğenilenler ilham verici yaşam öyküsü ve kendine has tarzıyla Ray Charles’ın şarkıları ve Clapton’ın Layla’sıydı…

Layla, got me on my knees
Layla, I'm begging, darling, please Layla
Darling, won't you ease my worried mind?

Sözleri bilenler şarkılara eşlik ediyor, bilmeyenler ise ritme ayak uydurup sözleri anlamaya çalışıyordu. Konu kompozitörlere geldiğinde ise herkesin mutlaka sayacağı birkaç isim oluyordu: Mozart, Beethoven, Bach, Vivaldi ve tabii ki Fazıl Say. Biraz da onların bestelerini dinleyip bahara hoş geldin diyorduk… İşte bizim sanat tarihi maceramız kısaca bu şekildeydi. Herkesin beğendiği, kendisinden bir parça bulduğu ya da hayretle incelediği eserler farklılık gösterse de herkesin az ya da çok ilgisinin olduğu bir alandı sanat… Uzun lafın kısası başta bazı tereddütlerimin olduğu bu sunumları gerçekleştirirken beraber öğrendiğimiz, eğlendiğimiz, sohbet ettiğimiz ve şarkılar söylediğimiz bu ortamı çok özleyeceğimin farkına stajımın son zamanlarına geldiğimde daha çok varıyordum. Mavi At Kafe gerçekten de kafe olmasının yanı sıra kültür, sanat ve yaşam ortamıydı aynı zamanda… Baştaki tereddütlerimizi daha ilk günden giderdikleri, dönem boyunca yaptıkları duygu, düşünce ve bilgi paylaşımlarıyla, meraklarıyla, sıcacık sohbetleri ve daimi güler yüzleriyle bizi ailenin bir parçası gibi hissettirdikleri ve yol arkadaşlarımız oldukları için herkese çok teşekkür ederiz. İyi ki varsınız…                     

                                                             Cansu Kaya

MAVİ AT KAFE İLE İLGİLİ GÜZEL BİR HABER

 



Mavi At Kafe'nin instagram sayfasında geçmişten günümüze Şizofreni Dernekleri Federasyonu etkinlikleri, Mavi At Kafe'nin öyküsü, kafedeki ve dernekteki paylaşımlar, dayanışmanın gücü, üyelerimizin ürettiği ürünler ve çalışma anlarına ilişkin fotoğraflar yer alıyor. Siz de bu hesabı takip edebilir ve arkadaşlarınıza  duyurabilirsiniz:

İnstagram: 

Mavi At Kafe ne kadar çok duyulur ve önemi ne kadar iyi anlaşılırsa şizofreni hastalığına ilişkin önyargılar azalacak ve şizofreni tedavisi gören bireyler tedavileri konusunda daha istekli ve yaşama üretken bir şekilde katılma konusunda engellere aldırmadan umutla, azimle  çalışacaklardır. Mavi At özgürlüğün iyileştirici gücünü vurgularken özgürlüğe eşlik eden sorumluluğun anlamlı bir hayat için olmazsa olmaz bir unsur olduğunu da belirtir. 

Şizofreni tedavisi gören bireylerin çalışmasına olanak sağlayan Mavi At Kafe'de müzik dinletileri, film gösterimleri ve söyleşiler de düzenlenmektedir. Etkinliklerle ilgili bilginiz olmasını istiyorsanız:

instagram hesabımızı  takip edebilirsiniz. 

Etkinlikleri beklemeden kafeye gelmek istiyoruz, hemen şimdi diyorsanız:

Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi
31/8 
Beşevler 
Ankara adresindeyiz.

Yazıyı okumak için zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Eylül'de Mavi At Kafe'ye Davet

 



Mavi At Kafe Kültür ve Yaşam Ortamı'nın penceresinde şu sözlere yer verilmiştir: 


"İşte ben bunun hayalini kurdum Kemik Bey. 
Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmenin hayalini. 
Ruhun kasvetli, karanlık kuytularına biraz olsun güzellik katmak istedim. 
Bunu bir ekmek kızartıcısıyla yapabilirsin,
 bir şiirle yapabilirsin, 
elini bir yabancıya uzatarak yapabilirsin. 
Nasıl yaptığın hiç önemli değil. 
Dünyayı bulduğundan daha iyi bir durumda bırakmak. 
İnsanın elinden gelecek en iyi şey budur." 

Paul Auster




Mavi At Kafe'de 2021 yılının Eylül ayından itibaren mavi at oyuncaklarını ve dernek üyelerimizin yaptığı mandalaların çerçeveli hallerini bulabileceksiniz. Arkadaşlarınızla birlikte çay içmek, ikinci el giysilere bakmak, ikinci el kitaplar arasında kaybolmak için de gelebilirsiniz. 







Tıp Öğrencilerinden Mektup

 


Merhaba biz Elif ve Berat,

Mavi At ile tanışmamız 2018 yılının Nisan ayında oldu. İyi ki de oldu! Psikiyatrist olmak istediğimiz için geldiğimiz bu kafe bize beklediğimizden çok daha fazlasını kattı. Hatta keşke bu yüzden gelmeseydik diyoruz, çok daha önceden mesela ilk açıldığından beri gelseydik, böylece kendimizden daha memnun olurduk ve burada yaşadığımız deneyimler bu kadar gecikmezdi.




Çok değerli insanlar tanıdık ve umarız hep daim kalacak arkadaşlıklar edindik. Mavi At Kafe bizim için sadece arada bir gidip bir şeyler yiyip içtiğimiz bir kafeden çok daha fazlası oldu, aksine hayatımızın tam ortasında bir yer. Mavi At'ta Yasemin Abla'nın önderliğinde Sait Faik'ten öyküler okuyup yeniden yorumladık, İrfan Abi'nin gitarını dinledik, Mavi Nota'da Murat Abi ile beraber müzik yaptık, şiir tamamlama etkinliklerinde hep beraber yaratıcılığımızı konuşturduk, Volga Abi ve Zübeyir Abi ile Almanca konuştuk.

Mavi At'ın temelinde gerçekten bize çok yakın bir düşünce yatıyor: İyileşme...Mavi At ile tanışmadan önce de ruh hastalıklarının tedavi yaklaşımlarında eksiklikler var olduğunu düşünüyorduk ve bir arayış içindeydik. Burada ise ilk günden itibaren anladık ki aradığımızı bulabileceğiz. Bizim için çok ayrı bir yeri olan "Ruh Sağlığında İyileşme" kitabıyla da tanışmış olduk, hatta kitabı  "Together/Birlikte Uluslararası Toplum Ve Şizofreni Kongresi" nde Michaela Amering'e imzalattık. Bu kongre de dahil olmak üzere gerçekleşen bütün etkinlikler bize çok şey kattı. Artık çok daha iyi bir bakış açısına sahibiz ve bunun için Mavi At'ın kuruluşunda ve işleyişinde emeği geçen başta Haldun Soygür ve Meral Taşkent olmak üzere herkese çok minnettarız.

İyileşme Mümkün, Kendi Gözlerimizle Gördük!

Elyn Saks ile Buluşma